Amin Maalouf’ un Gözünden Bizim Doğu

Bazen bir yazarın birden fazla kitabını raflarda yan yana gördüğünüzde ve bu hiç tanımadığınız bir yazarsa, öyküleri kısaca okuyarak arka kapaktan, bir kaç tanesini alırsınız. Sonra ilk kitabı okumaya başlayınca hayal kırıklığına uğrarsınız. Gerçek bu, herkes güzel kitap yazmıyor.

Ama bazen de tek bir kitabını aldığınız yazarın, diğer kitaplarını da aynı zamanda almadığınız için pişmanlık duyar, ilk fırsatta kitapçının yolunu tutarsınız.

Amin Maalouf benim için öyle bir yazar. Henüz kitaplarının hepsini bitirememiş olsam da yıllar içinde dilinin gelişimini görmek beni mutlu ediyor, daha da sevdiriyor ve yıllar içinde artan, yüreğinin okuyucuya daha yakın olma gayreti de okuyucu tarafından takdir ediliyor.

Bir kitabın ya da bir yazarın pazarlaması olmaz. Edebi eser bir mal değildir çünkü. Bazı eserler yazıldıktan yüzyıllar sonra dahi, herhangi bir pazarlama gayreti gösterilmemesine rağmen, halkın içinde, dilinde yürür gider. Eğer verilen yapıt gerçekten başarılı ise, halk zaten bunu takdir eder. Ama sadece kitap yazmış olmak için, hatta belki bundan para kazanmayı dahi en ön planda tuttuğu için yazanlar, okuyucu ile gerçek teması kuramazlar, yazdıkları, okuyanın dilinden yüreğine akamaz ve bu sebeptendir ki silinir gider, reklam panolarında bir kaç parça boya olarak kalır o pazarlama mucizesi kitaplar.

Ama Amin Maalouf öyle yapmıyor, o bize çok yakın yazıyor. Belki bir Fransız’ dan çok daha iyi anlıyorum onun yazdıklarını, çünkü benim topraklarımdan, benim gözümden bakıyor batıya. Kendisi yıllardır Paris ‘ de yaşıyor olsa da, tenine ve fikrine sinen Lübnan tuzu, onu bizden biri yapmaya yetiyor: Yaman bir “Akdenizli”.

Bu topraklarda, batılıların “orta doğu” diye nitelendirdikleri bu coğrafyada binlerce yıldır, yazı en önemli araç. Büyük alimler hep bu topraklardan çıktı, hep bu coğrafya da keşfedildi dünyanın ve insanın sırları. Son bir kaç yüzyıldır edebi bir tıkanma söz konusu olsa da bundan belki 500 sene sonra – eğer o kadar ömrü kaldıysa dünyanın-  edebiyat kitapları Amin  Maalouf’ tan söz edecektir. ” Doğu edebiyatının 20 ve 21 yüz yıllardaki tıkanmasını bozan kuvvetli kalem” diyecekler onun için.

Ama tabi ki O tek başına yeterli değil. Daha çok yazar bahsetmeli doğudan, daha çok yazar, batıya doğulu gözü ile bakmalı ki batı gerçekte medeniyet nerede anlasın. Son 2 yüzyıldır elinde tuttuğu dünyanın merkezi olma gücünü kaybetsin. Çünkü medeniyet ilk orta doğuda yeşerdi, Adem ve Havva buraya gönderildi, tüm din kitapları doğuya indi. Demek ki doğu, batılının düşündüğü gibi kör, yobaz, cahil bir yer değil. Doğulu olmak da sanıldığı gibi kötü bir şey değil, aksine gurur duyulacak bir şey. Bizim duygularımız, davranışlarımız net, samimiysek samimiyiz, kızarsak söyleriz, gizlemeden konuşabilir, korkmadan aşık olabilir, kalıplara girmeden içimizden geldiği gibi yaşayabiliriz.

Bunlarca sebeptendir ki, Maalouf ‘ un kalemi doğu edebiyatının tekraren ayağa kalkması için önemli. Onun gibi daha çok yazara ihtiyacımız var ki yüreğiyle yazmak nedir göstersin.

Maalouf un son kitabı Doğudan Uzakta, aslında hiç de uzakta değil. Tam kalbinde.. Okuyun, okudukça içinizdeki güdü güçlensin

Yazar: dilaratoker

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir