Boşanma Sebepleri Hakkında

çiftleri evliliklerinin erken yıllarında boşanmaya götüren 2 tane sebep saymam gerekse, biri 2 kişinin oturarak sığacağı ebatlarda bir banyo küveti eksikliği, diğeri de kişilerin kendilerine ait alanlarının yok oluşunun getirdiği sıkışmışlık hissidir derim. bu yazıda sadakatsizlik, aile içi şiddet ve kumar bağımlılığı gibi ahlaksızlık ve düşkünlükler konu dışı.

şurası kesin; çiftler arasında yalnızca evlilikte değil, uzun süreli, beraber yaşamalı ilişkilerde de boy gösteren bir ara-sendrom yaşanıyor; yaşıyoruz. dönem dönem nükseden bir yabancılaşma, bir bıkma halleri, her küçük şeyin batmaya başlaması, çekememe, gelememe durumları; her dakika iç içe olmanın bunaltıcılığı. oysa bu ara-sendrom ilişkilerde bir geçiş dönemi. bunun bir ara dönem olduğunu göremeyip ilelebet sürecek yanılgısına düşen, yani sendromu atlatamayan çiftler evliliklerin erken dönemlerinde ayrılıyor; atlatabilenler devam ediyor.

halbuki evlilikte kişilerden her birinin kendine ait bir özel alanı olabilmesi çok önemli. birazdan anlatacağım uygulamanın mevcut olduğu bir “evli çift evi”ne denk gelebilmişliğim yok. en iyi ihtimalle bir “çalışma odası” mevcut, ki bu çalışma odası nedense daima erkek tarafından kullanılıyor, erkeğe ait oluyor. burada şüphesiz erkeğin yaratılışı gereği kadından daha az teslimiyetçi ve daha çok başına buyruk doğası etkin. kadın, böyle bir “özel alan”a kendi doğası gereği, evlilik fotoğrafı çerçevesinde ihtiyaç duymuyor. (duymuyor gibi oluyor).

Benim bahsettiğim özel alanlar, evin içinde, fakat çiftin “yatak odası” olarak kullandığı odanın haricinde alanlar olmalı. yatak odasının haricinde birer ayrı oda şeklinde planlanmalı. kendilerine ait odaları çiftler birbirlerinden ve ortak zevklerinden bağımsız olarak, bütünüyle kişisel ihtiyaç, istek ve ilgi alanlarına göre dekore edip donatmalı. ancak şu nokta çok önemli: kişiler ihtiyaç duydukları miktarda vakti kendi özel odalarında geçirdikten sonra, gece yatak odası müştereğinde buluşmaları yine rutin olmalı; yataklar katiyetle ayrı olmamalı. uyku öncesi ve esnasında tenin tene değmesinin bağlayıcı gücüne her günün sonunda muhakkak teslim olunmalı.

Burada herkes akşam eve geldiğinde merabameraba’dan sonra eyvallah deyip odasına çekilsin’i kastetmiyorum. bahsettiğim özel alana çekilebilme bir seçenek olmalı, ve kişiler bu seçeneği, yalnızca buna ihtiyaç duydukları anda kullanmalı, suistimal etmeme otokontrolü mühim; ama diğer yandan, ihtiyaç duydukları anda kullanma hakkından da zerre kadar imtina etmemeli.

Bahsettiğim odalar o denli özel ve mahrem olmalı ki örneğin erkek odasında iken kadın içeriye girmeden evvel, o odanın kapısını tıklatmalı. adet yerini bulsun diye yapılan bu nezaket tıklaması dahi o alanı “özel” ve “mahrem” addetmeye yetecek bir detay.

Şunun uygulanabilir olması durumunda, bir evlilikte her türlü rutin sendrom, tartışma ve kavga gürültü sonrasında kapıları çarpıp çıkmalarıın, mır mır oturduğu yerden diğerinin asabını bozacak şekilde söylenmelerin, hele ki en tehlikelisi olan ayrı çatı altında geçirilen geceler’in sona ereceğine inancım tam.

Ne var ki harikulade bir evlilik / ilişki kurtarıcısı olduğunu düşündüğüm bu fikrin pratikte uygulanabilirliği oldukça düşük. çünkü neden? şimdinin yeni evli çiftinin yarın 2 de çocuk sahibi olduğunu farz ettiğimizde 2 çocuk odası + 1 yatak odası + 2 özel oda = nerden baksan minimum 5 odalı ev demek, ki o da işte binbir gece evi, aşk-ı memnu evi falan. ev arama romantizmi sürecindeki nişanlıları ve kanaatkar müstakbel eşleri üzmek istemem, herkes kendi bütçesine göre oda metrekarelerini bölüştürsün. ama sıra bana geldiğinde o kesenin ağzı açılacak güzel kardeşim; ben uzun süreler kendi kendimle başbaşa kalamadığım, kendimi dinleyip duyamadığım her ortamda nefessiz kalmış gibi olurum, saldırganlaşırım.

Yazar: dilaratoker

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir