En Büyük Düşmanımız Polyannacılıktan Nasıl Kurtuluruz?

Büyük bir coşkuyla karamsarlık denizinde derinlere süzülürken hemen yanı başımızda bir Pollyanna’nın belirmesine nasıl da öfkeleniriz değil mi? Peki Pollyanna’nın suçu neydi? Ya da mutlu olmaktan neden korkuyoruz?

Pozitif düşünmenin insan hayatındaki olumlu etkileri yapılan araştırmalarca kanıtlanmış olsa da, karamsarlık uykusu hep daha tatlı gelir. Peki nedir bizi bizi pozitif düşünmekten alıkoyan?

Zihninizi temizlemeyi unutmayın

Hayatınızla ilgili önemli bir karar almanız gerektiğinde, berbat edeceğinizi düşünmeyin. Geleceğe yönelik kötümser senaryolar yazmak kendinize olan inancınızı yitirmenize sebep olacaktır. Birkaç hata yaptınız diye kendinizi acımasızca eleştirip durumu genellemeyin. Her zaman doğru olanı yapmak zorunda değilsiniz, duygularınızı ötelemeyin, ara sıra içinizden geleni yapmak için özgür bırakın kendinizi. Yanlış karar verdiyseniz bile bu sizin kararınızdı, sorumluluğu alıp telafi edebilirsiniz. Hata yapmak hayatın sonu değil, suçlu aramaktan vazgeçin. Suçlayacak birini bulduğunuzda bile sizi huzursuz eden düşüncelerden kurtulmuş olmayacaksınız. Bu yüzden zihninizi arındırıp çözüm aramaya başlamak daha faydalı olacaktır.

Hayat çok zor demeyin, neleri başardığınızı hatırlayın

Hayatınızda ters giden bir şeyler mi var? Ya da daha kötüsü bu aralar bütün olumsuzluklar sizi mi buluyor? Abartmayın canım, mutlaka yolunda giden bir şeyler vardır.  Mahvoldum çığlıkları atmadan önce sakinleşin, strese teslim olmayın hemen. Olumsuz olana odaklanıp mutsuz olmayı seçmek yerine parmağınıza konan uğur böceğini bile günün mutluluğu saymayı öğrenebilirsiniz. Bakış açınızı, düşünme tarzınızı değiştirerek hayatınızdaki güzelliklerin farkına varabilirsiniz. Ve unutmayın, yaşam sadece güzellikler içermez, olumsuzluklar karşısında paniğe kapılmayın. Her şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlüsünüz, buna inanın 😉

Etiketinin dışına taşmaktan korkma çünkü sen daha fazlasısın

Kendimizi nasıl tanımladığınız önemlidir ancak etiketler oluşturmaya başladığınızda zamanla etiketine uygun davranış geliştirmeye de başlarız. Okuduğumuz her kitap, tanıştığımız yeni insanlar, ilk defa dinlediğimiz bir şarkı, izlediğimiz bir film ile her an kendimize yeni değerler katıyoruz. Her gün biraz daha değişiyoruz. Kendimizi yaşayarak keşfetmek varken birkaç sıfata sığdırmak sizce de haksızlık değil mi? Etiketimizin dışına taşmamak için ezbere yaşamaya başladığımızda potansiyelimizi öldürmüş oluyoruz. Yolun başında kendine sınırlar çizmek yerine, nereye kadar gidebileceğini görmek istemez misin?

Hırsınızın kölesi olmayın

Hırslı olmak ve azimli olmak birbiriyle hep karıştırılan iki farklı sözcüktür. TDK’daki karşılığına baktığımızda hırs “sonu gelmeyen istek, aşırı tutku ve öfke, kızgınlık” olarak, azim ise “bir işteki engelleri yenme kararlılığı” olarak tanımlanmaktadır.

Hırs sizi yıpratır; başkalarının kötülüğünü isteyecek kadar acizleştirir, kalbinizi kötülükle doldurur. Hırslı insan hep başkalarıyla yarışır, kazanmak için her şeyi yapar, bu uğurda arkadaşlarını feda eder. Hırs sizi tüketir, başkalarının mutluluğuna tahammül edemeyen insanlar haline gelirsiniz. Hırsınızın kölesi olmak her şeyden önce size zarar verir, kazandığınızı zannederken iyi niyetinizi kaybedersiniz.

Azimle elde edilen başarı, etrafında mutluluğunu paylaşabileceğin birilerinin olmasıdır. İyi niyetini, değerlerini, sevdiklerini kaybetmeden mücadele etmektir. Hırsınızdan arınmadan mutlu olmazsınız, dönüp neler kaybettiğinize bir bakın.

Çok gülme başına bi’ şey gelir!

Çok güldüğünde ertesi gün başına mutlaka kötü bir şey geleceğinden korktuğu için gülmekten kaçan garip bir toplumuz, evet. En mutlu olduğumuz anlarda nazar değer diye korkmaktan mutluluğumuzu dillendirmeye bile çekiniriz. Boşverin bunları, gülümsemekten korkmak da neymiş! Yapabildiğiniz kadar çok gülün ve sevin.  Ya kaybedersem korkusuyla mutluluğunuzun üzerini örtmeyin, sevginizi kutulara hapsetmeyin. Yaşam bir mucize! Büyüsüne kapılın ve  yaşayın sadece, bu kadar düşünmek niye! Kaçırdığınız anların tekrarı yok, unutmayın.

Mutluluk gelip sizi bulsun diye beklemeyin, mutlu olmak için koşullar koymayın. Aşık olmak, 5 kilo vermek, çok istediğin o işi almak, sınavı kazanmak, yarışmada birinci olmak… Kendinize şans verin. Şu güzel yaz günlerinde yüzünüze kocaman bir gülümseme yerleştirmekten daha kolay ne olabilir? Martıların sesiyle uyanın, pencerenizi aralayıp güneşle selamlaşın, kuş cıvıltılarını dinleyin, eğer şanslıysanız denizi koklayın, çiçekleri koklayın, ne bileyim kelebek kovalayın(!).

Şanslı azınlık denizin, güneşin ve kızgın kumların tadını çıkarırken, büyük bir çoğunluk ise ofisinde, masasının başında, eğer şanslıysa, deniz manzarası eşliğinde çalışmaya devam ediyor. Derin bir nefes alın ve zamanınızı üreterek, kendinizi, yaratıcılığınızı geliştirerek geçirdiğinizi düşünün. Üretmekten daha güzel ne olabilir ki 🙂

Yazar: dilaratoker

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir