Hangi büyüklükte bir canlıyı öldürünce başlar vicdan

Yaşamın bazı dönemlerinde hayat insana ağır gelmeye başlıyor hatta ızdıraba dönüşüyor. Nefes alamayacak kadar dolduğun bu durumda, belki böyle olmana sebebiyet verecek pek  bir şey de yoktur ama kişi yine de acı çeker. Varoluşun getirdiği bir acıdır bu.  Aşk ya da kaybetme acıları gibi zamanla üstünü toprakla örtebileceğin tarzda değildir.

Bir ihtiyaç mı yoksa bu. Kötü hissetme durumunun sebebini bilmemize rağmen, acı çekmenin o kendine has büyüsünden vazgeçmeyip, onu sürdürmek… Aklı olabildiğince uzağa koyup çevreni bu huzursuz eden havayla doldurmak ve içinde öyle durmak.. Sonuçta biliriz öfkeler anlamsız, isyanlar boşadır. “Neden” sorusu çoktan cevabını yitirmiştir. Unutmak istersin bazen yorulduğunu hissedip. Ama uyumaya çalışırken bile, beyniniz çalışmaya, zar zor bastırdığınız gözyaşlarınız içinize akmaya devam eder.

Aslında bu acı çekme olayı insanın iki yüzlülüğünü ve karmaşıklığını gösteren bir süreçtir. Hayatımızda ilk defa acı çekmiyorsak biliriz, zamanın nasıl acıları geriye ittiğini ve bir çok şeyin ilacı olabildiğini. O yüzden içimizin derinliklerinden bir ses bağırır kendini duyurmak istercesine “ zamanla geçecek nasıl olsa” diye. Ama bu sesi bastırmaya çalışır, duymuyormuş gibi yaparız. Belki de çektiğimiz acının kutsallığına gölge düşürmek istemeyiz. Hatta içimizdeki o fısıltıyla aynı şeyleri söyleyen dostlara kızarız içten içe, söylediklerini gülünç bulur bizi anlamadıklarını varsayarız. Halbuki onlar bizi anlarlar, onlar da deneyimlemişlerdir acı çekmeyi, onlar da bilirler acı çekilen şeyin günün birinde acıtmayacak kıvama geleceğini. Bilirler de bunu kendilerine uygulayabilirler mi peki ? Gözlemlediğim kadarıyla hayır.. Onlar da teselli verirken zamanın iyileştirici etkisine gönderme yaparken, bir müddet sonra bir nedenden dolayı acı çekmeye başladıklarında, dayanamayacaklarını sanırlar. Bu bir kısır döngüdür işte. Hiç bitmez.

Çektiğimiz acıların bize özgü olduğuna, her şeyin geçebilip acı çektiğimiz şeyin hiç geçmediğine gözü kapalı inanırız. Ama ne kadar inançlı olursak olalım bu acının geçmeyeceğine, zamana karşı galip gelemez.. Zaman eninde sonunda kazanır savaşı. Evet böyle oturup ahkam kesercesine yazmak kolay oldu benim için. Ama şu an içinde bulunduğum durum pek de iç açıcı değil. Kabullenememişliğin verdiği sıkıntı göğüs kafesimi doldurmakta hala. Keşke diye başlayan bir cümle kurmak istemezdim kendi iyiliğim için ama “ keşke böyle olmasaydı..” İki kişilik bir oyunda dibe vuran ben olmasaydım..

Yazar: dilaratoker

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir