Sputnik Sevgilim || Haruki Murakami

 Uzatmadan hızlı bir giriş yapma niyetindeyim. Kitap beni yanıltmadı, Murakami ‘nin standart öğeleri yine sahnedeydi. Çeşitli marka isimleri, mesela arabalar ; müziğe dair keyifli detaylar. Yolculuğun ikinci ve önemli ayağı bir Yunan adasında geçiyor. İşte rahatsız edici detaylar da burada mevcut. Kazıklı Voyvoda gibi Yunanların bir tarafından kazık sokup ağzından çıkaran biz barbar Türkler (!) , adanın tarihi hakkında bilgi veriliyor ayağına sıkça anılmış. Bu ve benzeri saçma detaylar olmasa kitabı çok daha fazla sevebilirdim. Kırdın kalbimi Murakami !


                   Sputnik ,  Sovyetler Birliği’nin 1957 yılında uzaya fırlattığı dünyanın ilk yapay uydusunun adı. Rusça kelime anlamı yoldaş, yol arkadaşı demekmiş. Sputnik ‘i duymuştum ama kelime anlamını hiç merak etmemiştim. Öğrenmiş oldum. 


                     Kahramanlarımız iki kadın ve bir erkek. Anlatıcı görevi gören ismi anılmayan K. genç, bekar bir ilkokul öğretmeni. Baş rol oyuncumuz ise K. için çok değerli olan Sumire. 22 yaşında , en büyük hayali yazmak olan ve kendisinden epeyce büyük evli bir kadına aşık olan Sumire, roman yazma sevdası için eğitimini bile yarım bırakır. Sumire’nin aşık olduğu Mui , ona iş verir ve beraber iş seyahatlerine çıkarlar. Tatil için gittikleri Yunan adasında umulmadık şeyler olunca, çok katmanlı bir arama süreci başlar. 


                      Üç karakterin de kendi iç dünyalarındaki sorgulamalar eşliğinde, paralel evrene göz kırpıp, olmazsa olmaz aşk ve cinselliğe hafif temas edip, niye bitti şimdi ya dediğim bir kitaptı. O ırkçılığı yapmasa iyiydi. 🙁  Az kalsın unutuyordum kitapta en sevdiğim şeylerden biri de çok güzel benzetmeler vardı.

… 22 yaşının baharında Sumire hayatında ilk defa âşık oldu. Geniş bir ovada dosdoğru ilerleyen bir kasırganın şiddetine eşti bu aşkın yoğunluğu. Arkasında hiçbir şey bırakmıyordu; yolunun üstüne çıkan her şeyi alaşağı ediyor, tutup göğe savuruyor, akıl almaz bir şekilde parçalara ayırıp un ufak ediyordu.



… Mükemmel olmayan yaşamlarımızda boşa harcanmış zamanların da yeri önemli değil midir? Eğer bu mükemmel olmayan yaşamlarımızdan tüm bu boşa harcanmışlıkları çıkaracak olursak, yaşamlarımız mükemmel olmama özelliğini bile yitiriverir.



… ”Bazen çok tatlı olabiliyorsun. Noel, yaz tatili ve yeni doğmuş yavru köpeklerin toplamı gibi.”



… Bu dünyada sınırsız bir tutku duyduğum şeyler sadece kitaplar ve müzikti. Ve doğal olarak da yalnız bir insana dönüşmüştüm.



… Kafede oturan yaşlılar, uzun mesafe görüş yarışı yapar gibi hiç bıkmadan denizi seyrediyorlardı.



… Anlamak dediğimiz, halihazırdaki yanlış anlamalarımızın bütününden başka bir şey değildir.




… ” Tek başına olmak, yağmurlu bir akşam üzeri, geniş bir nehir ağzında dikilip, suların denize dökülüşünü izleyip durmak gibi bir duygu.”

Yazar: dilaratoker

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir